Sarkozy Fransa'nın teslim bayrağı Ocak 11
Euripides
Takvimler 11 ocak tarihini gösterdiği zaman...
1954 yılında,
1953 yatırım bütçesi açığını kapatmak amacıyla 125 milyon liralık iç istikraz yapılmasına ilişkin tasarı kabul edildi.
Sarkozy Fransa'nın teslim bayrağı
Sarkozy'nin
cumhurbaşkanlığı, sosyal zihniyetli Fransa'nın küresel kapitalizme
teslim oluşu anlamına geliyor. 'Sarkozyizm', 'ahlaki kriz' ve
'çöküş'ten bahsederek neoliberal reformların 'kaçınılmazlığını'
haklılaştırmayı ve Anglo-Amerikan kapitalizminin benimsenmesini
amaçlıyor
11/01/2008 (627 kişi okudu)
Philippe Marliere
Nicolas Sarkozy kimdir? Fransa için siyasi projesi nedir? Galyalı bir Thatchercı, gizli bir yeni muhafazakâr mıdır? Yoksa devlet planlamasından yana bir tür kılık değiştirmiş sosyalist midir? Birbiriyle çatışan bütün bu yorumlar yanlış. 'Sarkozyizm' aslında Fransız sağının Orleancı ve Bonapartçı geleneklerinin (Giscard d'Estaing'in ekonomik liberalizmiyle De Gaulle'ün popülizmi ve otoriterliğinin) birleştirilmiş ve bunların üstüne çok geniş yelpazeden ideolojik referanslar serpiştirilmiş hali. Fransa cumhurbaşkanı konuşmalarında solcu isimlerden (Jaures ve Blum) ve aşırı sağcı düşünürlerden (Barres) özenli alıntılar yapıyor.
Dikkat dağıtmada ustalaştı
Bu saçma tutum en iyisinden komik, en kötüsünden endişe verici
olarak değerlendirilebilir. Sarkozy aynı zamanda medyayı eğlendirmeye,
yönlendirmeye ve ona çatmaya hevesli 'Berlusconivari bir soytarı'
olarak da görülebilir. Cumhurbaşkanı için siyasi haberler kötü
seyrettiğinde 'Şovmen Sarko' dikkatleri dağıtmak için ortaya atılıyor.
Eski top model Carla Bruni'yle ilişkisini kamuya açıklayarak
'tiksindirici ikiyüzlülük geleneğinden kopmak'taki başarısını borazanla
duyurmak için dün Paris'te gazetecilerin önüne çıktı.
Göz alıcı saat ve güneş gözlüğü tercihleri, kaymak tabaka
karşısındaki büyülenmişliği ona şimdiden 'Gösterişli Cumhurbaşkanı'
gibi kötü bir lakap kazandırmış durumda.
Ancak tüm bu gösteriş ve dedikodu artan bir rahatsızlığı gizliyor.
Sarkozy cumhurbaşkanlığındaki yedinci ayını doldururken, Fransız
seçmenlerin çoğunluğu akşamdan kalmış gibiler. Gazetelerin yaptığı
anketler Sarkozy'ye desteğin azaldığını ortaya koyuyor.
İlk icraatları hali vakti daha az yerinde olanlar için tamamıyla
hayal kırıklığı yarattı. Kısa süre önce yapılan bir ankete göre halkın
ancak dörtte biri Sarkozy'nin ekonomik durumlarını düzelteceğine
inanıyor.
Bir yandan para olmadığı gerekçesiyle asgari ücreti artırmayı
reddederken (hem de aynı dönemde kendine yüzde 170'lik maaş artışı
yapmasına rağmen), sağlık ödeneklerini kısarken, en yoksul haneler için
televizyon lisans ücreti getirirken, diğer yandan veraset vergisini
azalttı ve yüksek gelir üzerindeki vergileri indirdi.
'Daha fazla kazanç için daha fazla çalışma' şeklindeki kampanya
sloganı fos çıktı. Mayıs 2007'den önce de haftalık yasal 35 saatilik
süreden daha fazla çalışmak mümkündü. Sarkozy'nin 'işi
serbestleştirmesi' diye bir şey gerçekleşmedi, zira böyle bir hak daha
önceden vardı. Onun kararlaştırdığı şey, 35 saatlik yasal çalışma
sınırının üstündeki tüm çalışma saatlerinin bundan böyle daha yüksek
bir orandan ücretlendirilmemesiydi.
Bu, ücretli işçilerin aslında daha az kazanmak için daha fazla çalışacakları manasına geliyor.
Fransız işveren örgütü Medef'in eski başkan vekillerinden Denis
Kessler, Sarkozy'nin niyetleri konusunda açıksözlü davranarak, "Fransız
sosyal devleti De Gaullecüler ve komünistler arasındaki savaş sonrası
uzlaşmanın ürünüdür. Şimdi bunu reforme etmenin zamanı geldi ve hükümet
bunun üzerinde çalışıyor" diyor. Sarkozy'nin öve öve bitiremediği
'kopuş' aslında Anglo-Amerikan tarzı kapitalizmi benimsemek için
Fransa'nın daha sosyal zihniyetli kapitalizmine yapılacak tarihsel
vedadan ibaret. Böylesi bir değişiklik alenen gerçekleşemez. İlk olarak
seçmenlerinden bazıları böylece Sarkozy'nın planlamadan yana tavrının
sadece göstermelik olduğunun farkına varır. İkincisi Fransa'da hâlâ
Thatcher tarzı ekonomik reformlara destek verecek bir çoğunluk
bulunmuyor.
Sarkozy'nin durmaksızın 'ulusal mutabakat' peşinde koşması solu,
sendikaları ve halkı zararsız hale getirme arzusunun bir parçası.
Söz konusu plebisitçi tavır sosyal devleti yıkmaya yönelik
ideolojik girişimini siyasetin ötesindeymiş gibi göstermeyi amaçlıyor.
Bu, aynı zamanda ideolojik farklılıkları aşmanın da yolu. Böylesi bir
hilekârlık onun ekonomik yeniden dağıtım konusunda net bir tavır
almaktan kaçınmasına olanak tanıdı. Geçtiğimiz ay Paris'te ayaklanmalar
yeniden patlak verdiğinde, cumhurbaşkanı banliyölerdeki durumun sadece
bir asayiş mevzusu olduğunu belirtti ve ağzından, ayaklanan kişilerin
çoğunun içinde bulunduğu sefil sosyoekonomik koşullara dair tek bir laf
bile çıkmadı.
Muhaliflerini etkisizleştirdi
Fransız cumhurbaşkanı ayrıca başlıca siyasi muhaliflerini de
etkisiz hale getirmeyi başardı. Partisiyle çatışan bir grup sosyalisti
Başbakan François Fillon'un kabinesine atamak bunun tipik bir örneği.
Aslında Sosyalist Parti'nin cumhurbaşkanı adayı Segolene Royal'in seçim
öncesi yürüttüğü muhafazakâr kampanyanın söz konusu sosyalistleri sağa
kaymak konusunda zımnen cesaretlendirdiği de iddia edilebilir.
Filozof Alain Badiou, Sarkozy'nin siyasetini 'transandantal
Pétainizm' diye adlandırıyor. Bu, Sarkozy bir faşisttir demek değil.
Buradaki kıyaslama Sarkozy'nin tıpkı Vichy rejiminin lideri gibi
'yenilenmeden' ve 'kopuştan' bahsederken, Fransa'nın teslimiyetinin
mimarı olduğunun altını çizmeye yararlı oluyor. General Petain'in
vakasında Almanlara teslim olmuşlardı.
Sarkozy'nin vakasındaysa küresel kapitalizme ve Amerikan
hegemonyasına teslim oluyorlar. Tıpkı Pétain gibi Sarkozy de takıntılı
biçimde 'ahlaki krizden' ve 'çöküşten' bahsediyor ki, bunlar
(neoliberal) reformların 'kaçınılmazlığını' haklılaştırmak için
maharetle seçilmiş kavramlar. Pétain Fransa'nın Nazi Almanyası'nı
taklit etmesi gerektiğini düşünüyordu. Sarkozy ise ABD ve Britanya'nın
ekonomik 'modellerine' öykünüyor. Pétain 1940'taki yenilgiyi tamamıyla
Halk Cephesi'nin solcu hükümetine bağlıyordu. Sarkozy Fransa'daki
çöküşün başlangıcı olarak öğrenciler ve işçilerin Mayıs 1968'deki
eşitlikçi mücadelelerini görüyor.
İdeolojik açıdan 'Sarkozyizm' manasız bir bütüne denk geliyor.
Sosyoekonomik açısındansa kendini şaşmaz biçimde küresel
kapitalizmin ekonomik gündemini gerçekleştirmeye adamış durumda.
(University College London'da Fransız siyaseti dersleri veriyor, 9 Ocak 2008)


