Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
JAPON UZAY KURULUŞUNUN GÖRÜNTÜLERİ JAXA
Ana sayfa | Yazılar | Resimler | Videolar< önceki | sonraki >
Yazılar

aşk'ın kitabını izle

 

 

 aşk'ın kitabını izle

 

  kitabını yazmışım. :))))

 

  yayıncı bulamıyorum.

Gaziantep de sallandı

Gaziantep de sallandı
Merkez üssü Nurdağı ilçesi olan kısa süreli depremler, vatandaşlarca hissedildi.

27.12.2007 11:52
Gaziantep, dün gece en büyüğü 3.6 olan 3.1 ve 2.8 şiddetlerindeki 3 depremle sarsıldı. Merkez üssü Nurdağı ilçesi Sakçagöz köyü olan kısa süreli depremler, bazı vatandaşlarca hissedildi.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nden alınan bilgiye göre, 3.6 büyüklüğündeki ilk deprem saat 22.41'de meydana geldi. Bu depremin ardından saat 22.48'de 3.1 ve saat 23.20'de de 2.8 büyüklüğünde 2 artçı deprem daha meydana geldi.

Gaziantep'e 60 kilometre uzaklıktaki Nurdağı'ndaki depremler, yerin yaklaşık 8 kilometre aşağısında meydana geldi.

Birkaç saniye süren depremlerden ilki bazı vatandaşlar tarafından da hissedildi.

Sanayi işçisinin ücretinde yıllık yüzde 11 artış

Sanayi işçisinin ücretinde yıllık yüzde 11 artış
Bugün, 11:49

Üretimde çalışılan saat başına ücretler yılın üçüncü çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11.1, üretimde çalışan kişi başına kazanç da yüzde 11.2 artış gösterdi. Alt sektörler içinde saat ücretinde geçen yılın aynı dönemine göre en yüksek artış yüzde 76.5'le büro, muhasebe ve bilgi işlem makinelerinde gerçekleşti. Bu sektörü yüzde 16.7 ile tütün ürünleri, yüzde 16.4'le taşıt araçları izledi.

(ANKA)-İmalat sanayiinde üretimde çalışılan saat başına ücretler yılın üçüncü çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11.1, üretimde çalışan kişi başına kazanç da yüzde 11.2 artış gösterdi.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) imalat sanayiinde saat ücreti ve kişi başına kazanç endekslerinin yılın üçüncü çeyreğine ilişkin sonuçlarını açıkladı. İmalat sanayi sektöründe üçer aylık dönemler itibariyle 1997 temel yıllı olarak hesaplanan, saat başına ücret ve kişi başına kazanç endekslerinde, bu yılın üçüncü çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre üretimde çalışılan saat başına ücret endeksi yüzde 11.1, kişi başına kazanç endeksi de yüzde 11.2 artarken, diğer işlerde çalışan kişi başına kazanç endeksinde de yüzde 11.7 artış kaydedildi. -KAMU VE ÖZEL SEKTÖRDE PARALEL ARTIŞ Anılan dönemde imalat sanayiinde çalışanların ücretlerindeki artışlar kamu ve özel sektörde paralel bir seyir izledi. Devlete ait imalat sanayii işyerleri ortalamasında, üretimde çalışılan saat başına ücret yüzde 11.5, üretimde çalışan kişi başına kazanç yüzde 10.5 ve diğer işlerde çalışan kişi başına kazanç yüzde 7.0 arttı. Özel sektörde de üretimde çalışılan saat başına ücret yüzde 11.1 üretimde çalışan kişi başına kazanç yüzde 11.5 ve diğer işlerde çalışan kişi başına kazanç yüzde 12.0 artış gösterdi. -BİLGİ İŞLEMDE REKOR ARTIŞ İmalat sanayii alt sektörleri içinde üretimde çalışan başına saat ücretinde geçen yılın aynı dönemine göre en yüksek artış yüzde 76.5'le büro, muhasebe ve bilgi işlem makinelerinde gerçekleşti. Bu sektörü yüzde 16.7 ile tütün ürünleri, yüzde 16.4'le taşıt araçları, yüzde 16 ile mobilya, yüzde 15.7 ile deri, yüzde 14.9'la makine ve teçhizat izledi. Üçüncü çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre saat ücretleri ağaç ve mantar ürünlerinde ortalama yüzde 13.7, giyimde yüzde 12.9, kimyasal maddelerde yüzde 12.8, basım ve yayımda yüzde 11.5, plastik ve kauçukta yüzde 11.4, ana metal sanayiinde yüzde 11.3, elektrikli makine ve cihazlarda yüzde 10.7, tekstilde yüzde 10.3, kağıtta yüzde 9.3, metal eşyada yüzde 8.8, metalik olmayan minerallerde yüzde 8.5 artış gösterdi. Gıda ve içecek sektöründe saat ücretleri geçen yılın eş dönemine göre yüzde 7.4, tıbbi, optik ve hassas cihazlarda yüzde 5.4 ve diğer ulaşım araçlarında da yüzde 3.1 artarken, kok kömürü ve rafine petrol ürünleri sektöründe yüzde 10.8, radyo, tv ve haberleşme cihazlarında da yüzde 15.3 düşüş kaydetti. /** Saat ücretlerindeki artış (2007-3. çeyrek;%) İkinci Geçen yıl Çeyreğe Aynı döneme Göre Göre İMALAT SANAYİİ 6,3 11,1 Büro. Muh., bilgi işlem 12,3 76,5 Tütün ürünleri 11,4 16,7 Taşıt araçları 14,3 16,4 Mobilya 6,5 16,0 Deri 7,1 15,7 Makine teçhizat 8,2 14,9 Ağaç ve mantar 1,7 13,7 Giyim 5,9 12,9 Kimyasal mad. 7,2 12,8 Basım ve yayım 0,5 11,5 Plastik-kauçuk 3,5 11,4 Ana metal san. 2,3 11,3 Elektrikli makine ve cihaz 9,5 10,7 Tekstil 4,8 10,3 Kağıt 5,5 9,3 Metal eşya 3,1 8,8 Metalik olm. Min. 3,1 8,5 Gıda içecek 7,9 7,4 Tıbbi, optik, hassas cih. 5,9 5,4 Diğer ulaşım araçları 5,6 3,1 Rafine petrol ür. -5,2 -10,8 Radyo tv, hab. Cih. 5,3 -15,3 **/ (ANKA)

Anayasa ve yasalardan sonra 'tüzük' uygulaması da tarihe karışıyor

 

Anayasa ve yasalardan sonra 'tüzük' uygulaması da tarihe karışıyor

  Sivil anayasa ile 'tüzük'ler tarih olacak


Sivil irade ve hukukun üstünlüğünü hâkim kılmak için mevzuatlarda yapılan değişiklikler sürüyor.



Bu çerçevede siyasetçiler ile bürokrasi ve yargı arasında soruna neden olan, devletin işleyişinde aksamaya yol açan tüzük ve yönetmeliklerle ilgili

önemli bir düzenleme hayata geçiriliyor.

Ocak ayında kamuoyuna açıklanacak 'sivil anayasa' taslağında yer alan düzenlemeyle yasaların nasıl uygulanacağına ilişkin hükümler içeren 'tüzük'ler, Türk Hukuk Mevzuatı'ndan çıkarılıyor. Böylece 'emzirme Odaları'ndan at yarışlarına kadar mevzuattaki yüzlerce tüzük tarih olacak. Tüzüklerin kaldırılmasının ardından önem kazanacak olan yönetmelikler için ise kapsamlı bir düzenlemeye gidiliyor. Anayasa'da yapılacak değişiklikle Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin görevleri arasına yönetmeliklerin onayı da giriyor. Bakanlık ve kurumlar, Meclis denetiminden geçirmeden yönetmelik çıkaramayacak. Değişikliklerle yasa koyucu olan Meclis iradesi, bürokrasiye hâkim kılınacak. Mevcut uygulamada Danıştay, yasalara aykırı olduğu gerekçesiyle tüzük ve yönetmelikleri iptal edebiliyor.

Kamuoyunun aylardır tartıştığı "sivil anayasa" Türk hukuk sisteminde köklü değişiklikler öngörüyor. AK Parti'nin hukukçu kurmaylarının son rötuşları yaptığı taslak ile Anayasa ve yasalardan sonra en önemli kurallar bütünü olan "tüzük" uygulaması tarihe karışıyor. Anayasa değişikliği gerçekleşirse bundan sonra "tüzük" diye bir kavram hukuk mevzuatında yer almayacak. Yürürlükte olan tüzükler de işlerliğini kaybedecek. Hukuk sistemimize göre, devlet işleyişinde Anayasa ve yasaların ardından tüzük ve yönetmelikler geliyor. Anayasa ve yasaları TBMM çıkarıyor. Tüzük çıkarma yetkisi ise Bakanlar Kurulu'na ait. Anayasa'nın 115. maddesine göre; kanunun uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak ve Danıştay'ın incelemesinden geçirilmek şartıyla tüzük çıkarılabiliyor. Danıştay, yasalara aykırı olduğu gerekçesi ile tüzükleri iptal edebiliyor.

Devlet işleyişinde yönetmeliklerin de önemli bir yeri bulunuyor. Yönetmelikler, bakanlıklar ve kurumlar tarafından işlemlerin nasıl yürütüleceğini belirlemek amacıyla çıkarılan kuralları belirliyor. Yönetmeliklerin tüzüklere aykırı olmaması gerekiyor. Tüzüklerin tarihe karışması ile birlikte yönetmelikler daha önemli bir konuma yükselecek. AK Parti, yine hükümet uygulamaları ile Danıştay arasında büyük sorunlara yol açan yönetmeliklere ilişkin de kapsamlı bir düzenleme yapma kararı aldı. Anayasa'da yapılacak değişiklikle TBMM'nin görevleri arasına yönetmeliklerin onayı da giriyor. Buna göre, yönetmelik yayınlamak isteyen bakanlık ve kurumlar, Meclis'teki ilgili ihtisas komisyonuna başvuracak. Meclis Komisyonu, yönetmeliği onayladığı gibi geri de çevirebilecek. Gerekli gördüğü şekilde yönetmeliği düzeltebilecek.

 

 



Hukuk mevzuatımızda birbirinden farklı konu ve alanlarda yüzlerce tüzük bulunuyor. Son 20 yılda çıkan tüzüklerden bazıları şunlar:

 



Futbol Müsabakalarında Müşterek Bahis Tüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair Tüzük

Hayvan Rehni Tüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair Tüzük

Gemi Adamlarının Yeterliliği ve Sayısı Hakkında Tüzük

Grev ve Lokavtlarda Mülkiye Amirlerince Alınacak Tedbirlere Dair Tüzük

Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Eserlerden Faydalanma Usul ve Esasları Hakkında Tüzük

Gebe veya Emzikli Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Tüzük

Yurtdışında Görevlendirilecek Memurların Seçim Esaslarına Dair Tüzük

Gümrüğe Terk Edilen, Terk Edilmiş Sayılan, Müsadere Edilen Eşyanın Tasfiyesine İlişkin Tüzüğe Geçici Bir Madde Eklenmesine İlişkin Tüzük

Grev ve Lokavtlarda Mülkî İdare Amirlerince Alınacak Önlemlere İlişkin Tüzük

Polis Vazife ve Selahiyet Nizamnamesinin Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Tüzük

Din Şûrası Tüzüğü

Konut Kapıcıları Tüzüğü

At Yarışları Tüzüğü'nde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tüzük


27.Aralık.2007 11:49:36

Yılların son günleri ve küçücük bebeklerin bakışları

Çetin Altan
c.altan@prizma.net.tr



Yılların son günleri ve küçücük bebeklerin bakışları

Henüz belli olmuyor ama, günler 35 saniye uzadı. Gitgide daha da hızlı uzamaya başlayacak.
Siyasal analizlerin kapsamadığı konulardandır günlerin uzaması da, kısalması da.
Tıpkı Hazine'den geçinmeli kesimin, "milli çıkarlar" gerekçesiyle -silah alımları örneği- yaptığı harcamaların; toplam volüm olarak kaç milyar dolar tuttuğunun pas geçilmesi gibi...
* * *
Hangi girişimlerin, "astarının yüzünden pahalıya mal olduğu"nu, şimdiye dek kimsecikler öğrenemedi.
Tek öğrenebildiği şey, elektrikle doğal gaza yapılacak zam.
* * *
1 yıl içinde yine kimbilir kaç milyon insan toprak oldu, kimbilir kaç milyon bebek doğdu ve kimbilir kaç milyon insan çektiği kahırların çilelerine dolandı?
* * *
Siyasal analizlerin kapsamadığı, "sokaktaki vatandaş"lara ait albümlerdir onlar.
Yani efendim eski deyimle "teb'a'nın, kul yığınları'nın, itaatkâr olması gereken kitlelerin"...
* * *
Yılların son günlerinde bir gevşeklik kaplar özellikle bürokratik hayatı.
Hali vakti yerinde olan hanımlar ise, "yılbaşı" gecesinde yapacakları kutlamanın zevkli telaşıyla, alışveriş peşindedirler.
* * *
Her ne kadar "biz ve onlar" ayrımının dışına çıkılamadıysa da; Noel'in sembolü olan süslü püslü ışıklı çam ağaçları, büyük kentlerin mağazalarında yaygınlaşmada.
Kahvelerin "Cafe", bakkal dükkânlarının "market" olması gibi.
* * *
Avrupa'nın en büyük 10-15 metrelik Noel çamı ise, Porto'da, belediye binasının önüne dikildi.
Dikilecek ağacın çalışmaları 3 ay öncesinden, birbirine geçmeli, binbir demirden boruyla kurulup, örümcek ağı gibi yükseltilen iskelelerle başlamıştı.
* * *
Köylü ağırlıklı toplumlarda burjuvalaşma süreçleri, dış esintilerin tohumlarıyla tomurcuklanır.
Bunun en belirgin göstergesi de; sıklaşan çiçekçi dükkânlarıyla, mağazalarda satılmaya başlayan çeşitli kedi-köpek mamalarıdır...
* * *
Bendenizin çocukluğunda, ne çiçekçi dükkânı vardı Göztepe'de, ne de kedi-köpek mamasının satıldığı.
* * *
Genellikle dini bayramların arifesinde, bendenize de, yeni giysilerle ayakkabılar alınırdı.
Ama her zaman yeni alınan ceketlerin koları, ellerimi kapatacak kadar uzun olurdu.
Annem:
- Nasıl olsa büyüyecek, diye; 1-2 boy büyük alırdı giysilerimi.
* * *
Havalimanları büyüklüğünde; alt katları da, üst katları da sıra sıra çeşitli mağazalarla, kafeteryalarla dolu süpermarketlere; yeni yürümeye başlamış bebekleriyle gelen anneler de var.
* * *
Oradan oraya koşmaya çalışan bebekler, minicik parmaklarıyla hoşlandıkları şeyleri gösteriyorlar; çoğu oyuncak.
Bir tanesi de, oyuncak bir çocuk otomobiline doğru gitmeye çalışıyor:
- Ih, ıh, ıh diyerek...
* * *
Geçen hafta Dalaman'da, uçağa binilecek körüğün içinde yürürken; annesinin kucağında, yüzü arkaya dönük, henüz 1 dişi çıkmış bir bebek, gözlerini kırpmadan bize bakıyordu.
Solmaz, başını sağa sola eğerek kendisine "cöö" yaptıkça, gülücükler de yapıyordu.
* * *
Bebeklerin siyasal analizlerden; nutukçu övünmeleriyle, ağız dalaşlarından ve "ölmelerden, öldürmelerden" habersiz olan o bakışları...
* * *
Acaba Milano'da doğsalar kaderleri ne olurdu, Iğdır'ın bir köyünde doğsalar ne olurdu, Tanzanya'da doğsalar ne olurdu?
* * *
"Yer" küresinin şurasında, yahut burasında doğmak, neden bu kadar fark yaratıyor ki insan yaşamlarında?
"Yönetim saltanatı"na düşkün siyasetçilerin, hiç mi rolü yok bunda?
* * *
30 yıl kadar önce bizim "Islıkçı" piyesinde başrolü oynayan Savaş Dinçel, eve telefon etmiş:
- Nasılsın ağabey, ne yapıyorsun, diye sormuştu.
Ben de:
- Deniz dibi itfaiyeciliği yapıyorum, demiştim.
* * *
Kalamış'ın serinleşerek üşütmeye başlayan akşamlarında sokaklarda piyango bileti satma çabasındaki, Kars'tan göç etmiş bir orta yaş adamı:
- Amca sen de alsana bir tane, diyordu.
* * *
Kendisiyle ayak üstü ahbaplığı uzattım. Vaktiyle Kars'ta hayvancılıkla geçinmeye çalışıyormuş, yürümemiş.
Bir arkadaşıyla Kürtçe konuştuğu için de kendisine kızanlar oluyormuş.
Kars'ta tiyatro olup olmadığını sorduğumda; "tiyatro"nun ne demek olduğunu pek bilmediğini, hiç gitmemiş olduğunu söyledi.
* * *
Hoş, Köyceğiz'deki birçok dost da; Köyceğiz Gölü'nün öteki yakasından görünen "Ölemez Dağı"nda; 2300 yıl öncesinin 5 bin kişilik bir "tiyatro anfisi" kalıntıları bulunduğunu bilmiyordu.
* * *
Savaş Dinçel'in vaktiyle yaptığı, "denizaltı itfaiyecisi" karikatürü ise; bitmiş yılları da, bitmekte olan yılı da, bitecek olan yılları da "bilim, sanat ve yazı adamları" açısından, büyük oranda özetliyor gibiydi.
* * *
Kalkınmasına kalkınıyorduk ama, bilmiyorum ne kadar gelişiyorduk?

Fazıl Say'la barış dili!

Hasan Cemal
h.cemal@milliyet.com.tr



Fazıl Say'la barış dili!


Tatil dönüşlerinde bazen yazılar birikmiş olur, yazılması gereken.Bu sefer de öyle oldu.
Fazıl Say olayı... Kuzey Irak'taki PKK hedeflerine yönelik nokta operasyonları... YÖK ve yeni başkanı... Şemdinli olayı... Bir rahibe daha bıçaklı saldırı...
Hiçbirini yazamadım.
Oysa hepsi önemli.
Birer birer ele almak istiyorum.
Önce Fazıl Say...
Evet, uluslararası çapta bir klasik müzik yorumcusu. Benim de keyifle dinlemeyi sevdiğim bir piyanist. Başarılarından, dünyadaki tanınmışlığından ben de gurur duyduğumu söylebilirim.
Fazıl Say'ın siyasal görüşlerini fazla bilmiyorum. Ama basından izlediğim kadarıyla bazı ana konularda farklı düşündüğümüz anlaşılıyor.
Olabilir.
Türkiye'nin 'Ortaçağ karanlığı'na sürüklendiğini, bu yüzden kızını da alıp bu diyardan gidebileceğini söylemesi, sonra sözlerini yumuşatmış olsa da, siyaset sahnemizi kutuplaştıran o malum siyah beyaz tartışma ortamını, ben uzaklarda tatildeyken bir anda canlandırmış.
Bu arada İlter Türkmen Hürriyet'teki yazısında, Fazıl Say'ın duyarlığının anlayışla karşılanması ve söylediklerinin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirtirken, bir noktayı da haklı olarak vurgulamış:
"Ne var ki Fazıl Say'ın yaklaşımından hareketle politik ve sosyal genellemelere varmanın doğruluğu sorgulanabilir."
Bunu yapamadık.
Siyaseti bir türlü rakip kaleye gol atmakla eşit tutan zihniyetten kurtaramıyoruz. Neredeyse her zaman dost-düşman parantezinin içine sıkıştırmaya çalışıyoruz. Bir türlü kurtulamadık bu illetten...
Bu çerçevede, Fazıl Say'a karşı iktidar partisi AKP'den çıkan bazı tepkiler, (Dengir Mir Fırat ve Hüseyin Çelik örnekleri) hiç de hoş değildi. Neo-Faşistlerin, Almanya'daki Neo-Nazilerin "Ya sev ya terket!" sloganını çağrıştırdığı için de son derece tatsızdı.
Buna karşılık, Cumhurbaşkanı Gül'ün "Fazıl Say'ı anlamaya çalışmak"tan söz etmesi, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın da "Sanatçıların gönül kırıklıklarının üzerine çomakla değil, şefkatle gitmeliyiz" demesi, olayı daha yerli yerine oturtan tutumlardı.
Anlamak, anlamaya çalışmak...
Kendini karşısındakinin yerine koyarak onun zihniyet dünyasını anlamaya çalışmak, bir yerde siyaset ve toplumu yumuşatıcı bir çabadır.
Birbirimizin hassasiyetlerini gözardı etmeyen yaklaşımlar, hiç kuşkunuz olmasın, siyasal ve toplumsal barışın kapılarını aralar.
Buna çok ihtiyacımız var.
AKP'nin de var.
AKP gibi düşünmeyelerin de var.
Ama anlaşılan o ki Fazıl Say'ın da ihtiyacı var. Yani kendisini karşısındakilerin yerine koyarak onların dünyasındaki farklılıkları, duyarlıkları da anlamaya çalışması...
Bunu yapabilir Fazıl Say.
Bir piyanist olarak müzik alanında gelişmiş hassasiyetlerinden bu ülkede siyasete daha iyi kafa erdirmek için de yararlanabilir. Bu sayede, Türkiye toplumunun rengarenk, çelişkili yapısını daha iyi anlayabilir.
Bir başka deyişle:
Say'ın müzisyen duyarlığı, bu ülkenin demokrasiden, hukuktan fazla hazzetmeyen kaotik yapısında 'barış dili'ni yakalamakta işe yarayabilir.
Fazıl Say eğer buna özen gösterebilirse, bu ülkede farklılıkların aynı çatı altında barış içinde yaşayabilmesine, böylece demokrasi kültürünün oluşumuna katkıda bulunabilir.
Türkiye'nin buna ihtiyacı var.
Fazıl Say'a mutlu ve başarılı bir yeni yıl diliyorum.

BALA'DA ARTÇI DEPREMLER SÜRÜYOR


Haberler  
Resim
 BALA'DA ARTÇI DEPREMLER SÜRÜYOR

ResimANKARA - Ankara'da saat 09.47'de merkez üssü Bala ilçesi olan 4.2 büyüklüğünde bir deprem kaydedildi.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nden alınan bilgiye göre, saat 09.47'de merkez üssü Ankara'nın Bala ilçesi olan 4.2 büyüklüğünde bir deprem daha meydana geldi.
Depremin, saat 01.47'deki 5.5 büyüklüğündeki depremin artçısı olduğu ifade edildi.
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü Deprem Araştırma Dairesi Başkanlığı ise saat 09.47'deki depremin büyüklüğünün 5.0 olduğunu duyurdu.
Bu arada saat 09.47'ye kadar büyüklükleri 2,7 ila 4,2 arasında 45 artçı sarsıntı kaydedildi.

"KIRIK AİLESİ"
Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Gülay Altay, Kurban Bayramı'nın ilk günü yaşanan 5.7 büyüklüğündeki deprem ile bu gece 5.5 büyüklüğündeki depremin farklı fay kırığında meydana geldiğini belirterek, ''Orada bir 'kırık ailesi' var. Diğerlerinin de kırılmasını beklemek normal. Bu büyüklüklerdeki depremlerin arkasının gelmesi ihtimali var'' dedi.
Altay, Ankara'daki depremin kendi ''kırık ailesi'' içinde bir tetikleme yapabileceğine de dikkat çekerek, ''Onun dışında Kuzey Anadolu fayını tetiklemesi mümkün değil''diye konuştu.

İnsanın kendini özgür hissetmesi! günlerin makâlesi


Hasan Cemal
h.cemal@milliyet.com.tr



İnsanın kendini özgür hissetmesi!

Uzakdoğu'da, denizlerin ortasında küçük bir ada...Yirmisinde komünist olmuş.
Kırkında vazgeçmiş...
Günbatımı gerçekten muhteşem. Gökyüzü önce pembeleşiyor, sonra kızıla boyanıyor.
Etrafta ölü sessizliği.
Denizin üzerinden çok uzaklara uzanan renk çümbüşünü seyrederken umutla doluyor içim.
Tatil bazen çok güzel.
Alacakaranlık basarken, oturduğum kayalıkların dibinden takır tukur sesler geliyor. Yengeçlerin karaya doğru yürüyüşü galiba. Yampiri yampiri gidişleri biraz sinir...
Hülyalara dalıyorum.
Her şey o kadar büyüleyici ki, ister istemez insanlığın aptallıklarını değil, güzelliklerini düşünüyorum.
Daha ondokuzunda iki çocuğunu ve kocasını terkedip gitmiş Doris Lessing.
Ne uğruna?
Dünyayı değiştirmek için!
Komünist olmuş.
Anlatıyor:
"Bu çirkin dünyayı değiştirecektim, daha güzel, daha mükemmel yapacaktım, ırkçılık nefretinin, haksızlıkların ve benzerlerinin olmadığı bir dünyada yaşayacaklardı."(*)
Komünistliğe kayarken, İlya Ehrenburg'un Fırtına isimli romanından da etkilendiğini yazıyor. Ama bir de notu var. Sonraki yıllarda, 1950'lerin İngiltere'sinde Ehrenburg'dan ve o 'büyük' Sovyet romanlarından nasıl alayla bahsedilmeye başlandığını da belirtiyor.
Yine aklıma takıldı.
Batı'dan bize herşey gecikmeli gelir. Bunda da yirmi otuz yıllık bir rötar! Ben, 1960'ların sonuna doğru etkilenmiştim İlya Ehrenburg'un Fırtına'sından, Paris Düşerken isimli romanından ya da yazarını şimdi unuttuğum o Çimento'dan...
"Cennet, dünyanın gündemindeydi ve çok yakındı" diye düşünüyor 1940'larda Doris Lessing, "Ve devrimden başka cennete giden yol yoktu. Boş vaktimizde salaş bir kafede oturup güzel geleceklerden konuşurduk. Kahramanlık hayalleri ve efsaneleriyle yaşıyorduk."
Ekliyor:
"Bir daha asla milli veya dini savaşlar olmayacağına inanıyorduk. Milliyetçilik geçmişte kalmıştı. Din de öyle. Birbirimizi kutluyorduk."
Ben de bir zamanlar böyle inanmıştım.
Sonra da hayal kırıklığı...
Dünyanın, insanlığın, insanın öyle kolay değişmeyeceğini anladıktan sonradır ki, o düş kırıklıklarımı 'Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım' adını taşıyan siyasal özyaşamöykümde yazmaya çalışmıştım.
Bir hayli zorlandığımı biliyorum.
Doris Lessing için de kolay olmamış. Din haline gelmiş bazı inançlarından uzaklaşmanın acısını içinde hissetmiş:
"İnsanlar vardır, birdenbire tamamen tersine dönüverir, bütün komünist fikirlerini (doğru kelime belki de 'duygularını' olmalı) bir gecede atarlar.
Bunlar azınlıktır.
Çoğunluk, komünizmden, Partiden yavaşça uzaklaştı. En çok çekindiğim, 'hain','dönek' gibi yaftalardı.
Sorun şöyle ortaya konmalı:
İnsan eğer siyasi veya dini bir inanca kapıldığında, bireyselliğini içsel bir boyun eğişle otoriteye terketmişse, duygusal (kasıtlı olarak entelektüel demiyorum) bağımsızlığını kazanması ne kadar sürer? Benim bu etkiden kurtulmam yıllar sürdü.
Birileri der ki:
Sovyetler Birliği Finlandiya'yı işgal edince ayrıldım... Hitler-Stalin Paktı üzerine... Berlin'deki ayaklanmanın bastırılması üzerine... Macaristan'ın işgalinde...
O sıralarda Kravçenko'nun I Chose Freedom (Özgürlüğü Seçtim) adlı kitabı elden ele dolaşıyordu. Sorun, Kravçenko'nun anlattıklarının bizim okuduklarımız ve duyduklarımızla taban tabana zıt olmasıydı. Elbette sorunlar, zorluklar vardı Sovyetler Birliği'nde...
Fakat mutlak bir diktatörlük?..
Eğer okuduğum gerçekse, inandığım hiçbir şey doğru olamazdı, mümkün değildi. 1954'de artık komünist değildim."
Yirmisinde komünist.
Kırkında veda...
Doris Lessing bu süreçte iki noktaya işaret ediyor.
Bir:
İnsanın kendini gerçekten özgür hissetmeye başlaması...
İki:
İnsanın kendi şüphelerini tartışabilecek eleştirelliğe ulaşması...
Birincisi, yani insanın kendini özgür hissetmeye başlamasının ne denli çetin bir iş olduğunu, ancak öylesi süreçlerden geçenler çok daha iyi bilir.
Doris Lessing, kendisini gerçekten özgür hissetmesinin yirmi yılı aldığını, ancak 1960'ların başında artık kendini suçlu hissetmediğini, herşeyi silkeleyip atabildiğini belirtiyor.
Bunun gibi, kendi kuşkularına eleştirel bir gözle bakabilmesinin nasıl güç bir deneyim olduğunu da içtenlikle itiraf ediyor Doris Lessing...
Eleştirel düşünce...
Özgür düşünce...
Ve de birey ya da beynini başkalarına, sloganlara teslim etmeyen insan...
Bunların hepsi demokrasi kültürünün, demokratik hayat tarzının vazgeçilmez dayanaklarıdır. Bunlar olmadan demokrasi olmaz. Bunlar olmadan, kandırmaca ve yalandan oluşan dünyalar vardır.
Bir başka deyişle:
Yalanda yaşarız!
Birçok bakımdan Türkiye'de bizim de yalanda yaşamaktan bir an önce kurtulmaya o kadar ihtiyacımız var ki...
Umberto Eco, son çıkan kitabında bakın ne diyor:
"Aydınlanmış entelektüel ahlakın vazgeçilemez koşulu, tüm inançları, hatta bilimin mutlak gerçek dediklerini de eleştiriye tabi tutmaktan geçer."(**)
Umberto Eco efendi;
Gel sen bunu bir de bizim 'aydınlanmacılar'a anlat; gerçeği kendi tekellerinde sanan o 'laikçi' takıma anlat bakalım, anlatabiliyor musun?..
Tatil düşüncelerine yarın da devam.

 

* Bu yıl 87 yaşında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Doris Lessing'in özyaşamöyküsünün 1919- 1949 yıllarını anlatan birinci cildi; Tenimin Altında; Dünya Kitapları; İngilizce'den çeviren, F.Nilgün Aras.
** Umberto Eco, Turning Back The Clock, Hot Wars and Media Populism; Harvill Secker 2007; s. 67.

PKK'nın teslim ŞARTI


PKK'nın teslim ŞARTI
25 Aralık 2007 Salı 12:21
PKK her an silahını teslim etmeye hazır. Hatta bunun için kendilerine bir adres gösterilmesini istiyor.

Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani PKK'nın dağdan inmeye ve silah bırakmaya hazır olduğunu, hatta sürgünü bile kabul ettiklerini belirtti ve kendisinin Türkiye ile PKK arasında arabulucu olmak için iki şartı olduğunu söyledi.

SİLAHIMIZI NEREYE TESLİM EDELİM?

Talabani'ye PKK'nın "Eğer eve dönüş için af çıkacaksa biz silahlarımızı bırakmaya hazırız. Hatta silahlarımızı Amerikalılar'a ya da Irak ordusuna teslim ederiz. Yeter ki onlar kabul etsin" dediğini aktardı.

PKK'nın herkesi kapsayacak bir af istediğini belirten Talabani, 'Ama bence bazıları haricinde örgüt üyelerinin önemli bir bölümünü kapsayacak bir af düzenlemesine razı olacaklardır' dedi.

İKİ ŞARTLA ARABULUCU OLURUM

Talabani, PKK'nın yönetici kadrosunun da üçüncü bir ülkeye sürüne gönderilebileceğini kaydetti. Talabani silah bıraktırma çin bizzat devreye girme konusunda ise iki şartı olduğunu belirtti:

"Silah bıraktırmak için arabulucu olurum ama iki koşulum var. Birincisi, bunun için Türkiye'nin onayı ve talebi gerekli. Çünkü bu konuda kötü bir deneyimim oldu. Rahmetli Cumhurbaşkanı Özal bana bu rolü verdi. Biz o zaman Öcalan'ı savaşı durdurmak konusunda ikna edebildik, ateşkesi uzattık. Ama Özal'dan benimle Türkiye'deki birkaç Kürt milletvekilini de göndermesini istedim. Sonra Özal talimat verdi, Kürt vekiler de benimle birlikte geldi. Ama sonra ne oldu? Benimle gelen vekiller yargılanıp mahkum oldu. Ben de Türk gazetelerinde 'PKK'ya destek veriyor' diye suçlandım. Şimdi aynı şeyin olmasını istemiyorum. Eğer Türk hükümeti bizden isterse devreye girerim. Yoksa başıma yine dert almam. Yeterince derdim var.

İkinci koşulumsa şu: Bunu Irak hükümeti ile görüşürüm ve Irak hükümetinin de benim cumhurbaşkanı olarak devreye girmemi onaylamasını isterim."

Kaynak: Taraf - Yasemin ÇONGAR

Politikacı sözlüğü:statüko'nun dili çözüldü.!!!


Politikacı sözlüğü
 
25 Aralık 2007 Salı 13:02
 
Politikacının söyledikleri gizli anlamlar taşır.
 
Onları anlamak için sözlük yayımlandı.

İngiltere’de bir düşünce kuruluşu, politikacıların söylediklerinin gerçekte ne anlama geldiğine dair bir

 

sözlük hazırladı.

Daily Mail gazetesinin internet sitesindeki habere göre, Siyasi Araştırmalar Merkezinin hazırladığı sözlükte 100’ün üzerinde kelime ve deyimin yanı

 

sıra tercümeler bulunuyor.

Sözlük halkın, bakanlar ve milletvekillerinin kullandıkları kafa karıştırıcı dilin şifresini çözmesine yardımcı olmayı amaçlıyor.

Sözlüğe göre politikacıların dilindeki "salahiyet" kelimesi "vatandaşların hükümetin isteğini yerine getirmelerini garanti etmek"


Politikacıların dillerinden düşürmedikleri "ivedi" sözüyse lugata göre

 

"parlamentonun yeni yasaların etkileri üzerinde düşünmesine yeterince

 

zaman tanımamak"

 

manasını taşıyor.

Sözlükte, "kılavuzluk" sözününse "hükümet müdahalesi" olarak yorumlanabileceği belirtiliyor.

Sözlüğün ön sözünde, "Bildik sözcükler çoğu zaman esas anlamlarından arındırılıyor. Başka bazı kelimeler de tam zıttı anlama geliyor.

 

Dilin bu tahrifatı tüm siyasi partileri etkilemiştir ve kamu hizmetlerinde bir salgın haline gelmiştir.

 

 

Medyada da hızla yayılmaktadır"

 

deniliyor.

 

 

 

Politikacı sözlüğü
25 Aralık 2007 Salı 13:02
Politikacının söyledikleri gizli anlamlar taşır. Onları anlamak için sözlük yayımlandı.
İngiltere’de bir düşünce kuruluşu, politikacıların söylediklerinin gerçekte ne anlama geldiğine dair bir sözlük hazırladı.

Daily Mail gazetesinin internet sitesindeki habere göre, Siyasi Araştırmalar Merkezinin hazırladığı sözlükte 100’ün üzerinde kelime ve deyimin yanı sıra tercümeler bulunuyor.

Sözlük halkın, bakanlar ve milletvekillerinin kullandıkları kafa karıştırıcı dilin şifresini çözmesine yardımcı olmayı amaçlıyor.

Sözlüğe göre politikacıların dilindeki "salahiyet" kelimesi "vatandaşların hükümetin isteğini yerine getirmelerini garanti etmek" anlamına geliyor.
P
olitikacıların dillerinden düşürmedikleri "ivedi" sözüyse lugata göre "parlamentonun yeni yasaların etkileri üzerinde düşünmesine yeterince zaman tanımamak" manasını taşıyor.

Sözlükte, "kılavuzluk" sözününse "hükümet müdahalesi" olarak yorumlanabileceği belirtiliyor.

Sözlüğün ön sözünde, "Bildik sözcükler çoğu zaman esas anlamlarından arındırılıyor. Başka bazı kelimeler de tam zıttı anlama geliyor. Dilin bu tahrifatı tüm siyasi partileri etkilemiştir ve kamu hizmetlerinde bir salgın haline gelmiştir. Medyada da hızla yayılmaktadır" deniliyor.