aşk'ın kitabını izle Ocak 03
aşk'ın kitabını izle
kitabını yazmışım. :))))
yayıncı bulamıyorum.

aşk'ın kitabını izle
kitabını yazmışım. :))))
yayıncı bulamıyorum.
| Gaziantep de sallandı | |
| Merkez üssü Nurdağı ilçesi olan kısa süreli depremler, vatandaşlarca hissedildi. 27.12.2007 11:52 |
|
Gaziantep,
dün gece en büyüğü 3.6 olan 3.1 ve 2.8 şiddetlerindeki 3 depremle
sarsıldı. Merkez üssü Nurdağı ilçesi Sakçagöz köyü olan kısa süreli
depremler, bazı vatandaşlarca hissedildi.Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nden alınan bilgiye göre, 3.6 büyüklüğündeki ilk deprem saat 22.41'de meydana geldi. Bu depremin ardından saat 22.48'de 3.1 ve saat 23.20'de de 2.8 büyüklüğünde 2 artçı deprem daha meydana geldi. Gaziantep'e 60 kilometre uzaklıktaki Nurdağı'ndaki depremler, yerin yaklaşık 8 kilometre aşağısında meydana geldi. Birkaç saniye süren depremlerden ilki bazı vatandaşlar tarafından da hissedildi. |
|
|
|
(ANKA)-İmalat
sanayiinde üretimde çalışılan saat başına ücretler yılın üçüncü
çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11.1, üretimde çalışan
kişi başına kazanç da yüzde 11.2 artış gösterdi.
Türkiye
İstatistik Kurumu (TÜİK) imalat sanayiinde saat ücreti ve kişi başına
kazanç endekslerinin yılın üçüncü çeyreğine ilişkin sonuçlarını
açıkladı. İmalat sanayi sektöründe üçer aylık dönemler itibariyle 1997
temel yıllı olarak hesaplanan, saat başına ücret ve kişi başına kazanç
endekslerinde, bu yılın üçüncü çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine
göre üretimde çalışılan saat başına ücret endeksi yüzde 11.1, kişi
başına kazanç endeksi de yüzde 11.2 artarken, diğer işlerde çalışan
kişi başına kazanç endeksinde de yüzde 11.7 artış kaydedildi.
-KAMU VE ÖZEL SEKTÖRDE PARALEL ARTIŞ
Anılan dönemde imalat sanayiinde çalışanların ücretlerindeki artışlar kamu ve özel sektörde paralel bir seyir izledi.
Devlete ait imalat sanayii işyerleri ortalamasında, üretimde
çalışılan saat başına ücret yüzde 11.5, üretimde çalışan kişi başına
kazanç yüzde 10.5 ve diğer işlerde çalışan kişi başına kazanç yüzde 7.0
arttı. Özel sektörde de üretimde çalışılan saat başına ücret
yüzde 11.1 üretimde çalışan kişi başına kazanç yüzde 11.5 ve diğer
işlerde çalışan kişi başına kazanç yüzde 12.0 artış gösterdi.
-BİLGİ İŞLEMDE REKOR ARTIŞ
İmalat sanayii alt sektörleri içinde üretimde çalışan başına
saat ücretinde geçen yılın aynı dönemine göre en yüksek artış yüzde
76.5'le büro, muhasebe ve bilgi işlem makinelerinde gerçekleşti. Bu
sektörü yüzde 16.7 ile tütün ürünleri, yüzde 16.4'le taşıt araçları,
yüzde 16 ile mobilya, yüzde 15.7 ile deri, yüzde 14.9'la makine ve
teçhizat izledi. Üçüncü çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre saat
ücretleri ağaç ve mantar ürünlerinde ortalama yüzde 13.7, giyimde yüzde
12.9, kimyasal maddelerde yüzde 12.8, basım ve yayımda yüzde 11.5,
plastik ve kauçukta yüzde 11.4, ana metal sanayiinde yüzde 11.3,
elektrikli makine ve cihazlarda yüzde 10.7, tekstilde yüzde 10.3,
kağıtta yüzde 9.3, metal eşyada yüzde 8.8, metalik olmayan minerallerde
yüzde 8.5 artış gösterdi. Gıda ve içecek sektöründe saat ücretleri
geçen yılın eş dönemine göre yüzde 7.4, tıbbi, optik ve hassas
cihazlarda yüzde 5.4 ve diğer ulaşım araçlarında da yüzde 3.1 artarken,
kok kömürü ve rafine petrol ürünleri sektöründe yüzde 10.8, radyo, tv
ve haberleşme cihazlarında da yüzde 15.3 düşüş kaydetti.
/**
Saat ücretlerindeki artış (2007-3. çeyrek;%)
İkinci Geçen yıl
Çeyreğe Aynı döneme
Göre Göre
İMALAT SANAYİİ 6,3 11,1
Büro. Muh., bilgi işlem 12,3 76,5
Tütün ürünleri 11,4 16,7
Taşıt araçları 14,3 16,4
Mobilya 6,5 16,0
Deri 7,1 15,7
Makine teçhizat 8,2 14,9
Ağaç ve mantar 1,7 13,7
Giyim 5,9 12,9
Kimyasal mad. 7,2 12,8
Basım ve yayım 0,5 11,5
Plastik-kauçuk 3,5 11,4
Ana metal san. 2,3 11,3
Elektrikli makine ve cihaz 9,5 10,7
Tekstil 4,8 10,3
Kağıt 5,5 9,3
Metal eşya 3,1 8,8
Metalik olm. Min. 3,1 8,5
Gıda içecek 7,9 7,4
Tıbbi, optik, hassas cih. 5,9 5,4
Diğer ulaşım araçları 5,6 3,1
Rafine petrol ür. -5,2 -10,8
Radyo tv, hab. Cih. 5,3 -15,3
**/
(ANKA) |
Anayasa ve yasalardan sonra 'tüzük' uygulaması da tarihe karışıyor
Sivil anayasa ile 'tüzük'ler tarih olacak
Sivil irade ve hukukun üstünlüğünü hâkim kılmak için mevzuatlarda yapılan değişiklikler sürüyor.
Bu çerçevede siyasetçiler ile bürokrasi ve
yargı arasında soruna neden olan, devletin işleyişinde aksamaya yol
açan tüzük ve yönetmeliklerle ilgili
önemli bir düzenleme hayata
geçiriliyor.
Ocak ayında kamuoyuna açıklanacak 'sivil anayasa' taslağında yer alan
düzenlemeyle yasaların nasıl uygulanacağına ilişkin hükümler içeren
'tüzük'ler, Türk Hukuk Mevzuatı'ndan çıkarılıyor. Böylece 'emzirme
Odaları'ndan at yarışlarına kadar mevzuattaki yüzlerce tüzük tarih
olacak. Tüzüklerin kaldırılmasının ardından önem kazanacak olan
yönetmelikler için ise kapsamlı bir düzenlemeye gidiliyor. Anayasa'da
yapılacak değişiklikle Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin görevleri
arasına yönetmeliklerin onayı da giriyor. Bakanlık ve kurumlar, Meclis
denetiminden geçirmeden yönetmelik çıkaramayacak. Değişikliklerle yasa
koyucu olan Meclis iradesi, bürokrasiye hâkim kılınacak. Mevcut
uygulamada Danıştay, yasalara aykırı olduğu gerekçesiyle tüzük ve
yönetmelikleri iptal edebiliyor.
Kamuoyunun aylardır tartıştığı "sivil anayasa" Türk hukuk sisteminde
köklü değişiklikler öngörüyor. AK Parti'nin hukukçu kurmaylarının son
rötuşları yaptığı taslak ile Anayasa ve yasalardan sonra en önemli
kurallar bütünü olan "tüzük" uygulaması tarihe karışıyor. Anayasa
değişikliği gerçekleşirse bundan sonra "tüzük" diye bir kavram hukuk
mevzuatında yer almayacak. Yürürlükte olan tüzükler de işlerliğini
kaybedecek. Hukuk sistemimize göre, devlet işleyişinde Anayasa ve
yasaların ardından tüzük ve yönetmelikler geliyor. Anayasa ve yasaları
TBMM çıkarıyor. Tüzük çıkarma yetkisi ise Bakanlar Kurulu'na ait.
Anayasa'nın 115. maddesine göre; kanunun uygulanmasını göstermek veya
emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak ve
Danıştay'ın incelemesinden geçirilmek şartıyla tüzük çıkarılabiliyor.
Danıştay, yasalara aykırı olduğu gerekçesi ile tüzükleri iptal
edebiliyor.
Devlet işleyişinde yönetmeliklerin de önemli bir yeri bulunuyor.
Yönetmelikler, bakanlıklar ve kurumlar tarafından işlemlerin nasıl
yürütüleceğini belirlemek amacıyla çıkarılan kuralları belirliyor.
Yönetmeliklerin tüzüklere aykırı olmaması gerekiyor. Tüzüklerin tarihe
karışması ile birlikte yönetmelikler daha önemli bir konuma yükselecek.
AK Parti, yine hükümet uygulamaları ile Danıştay arasında büyük
sorunlara yol açan yönetmeliklere ilişkin de kapsamlı bir düzenleme
yapma kararı aldı. Anayasa'da yapılacak değişiklikle TBMM'nin görevleri
arasına yönetmeliklerin onayı da giriyor. Buna göre, yönetmelik
yayınlamak isteyen bakanlık ve kurumlar, Meclis'teki ilgili ihtisas
komisyonuna başvuracak. Meclis Komisyonu, yönetmeliği onayladığı gibi
geri de çevirebilecek. Gerekli gördüğü şekilde yönetmeliği
düzeltebilecek.
Hukuk mevzuatımızda birbirinden farklı konu ve alanlarda yüzlerce tüzük
bulunuyor. Son 20 yılda çıkan tüzüklerden bazıları şunlar:
Futbol Müsabakalarında Müşterek Bahis Tüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair Tüzük
Hayvan Rehni Tüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair Tüzük
Gemi Adamlarının Yeterliliği ve Sayısı Hakkında Tüzük
Grev ve Lokavtlarda Mülkiye Amirlerince Alınacak Tedbirlere Dair Tüzük
Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Eserlerden Faydalanma Usul ve Esasları Hakkında Tüzük
Gebe veya Emzikli Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Tüzük
Yurtdışında Görevlendirilecek Memurların Seçim Esaslarına Dair Tüzük
Gümrüğe Terk Edilen, Terk Edilmiş Sayılan, Müsadere Edilen Eşyanın
Tasfiyesine İlişkin Tüzüğe Geçici Bir Madde Eklenmesine İlişkin Tüzük
Grev ve Lokavtlarda Mülkî İdare Amirlerince Alınacak Önlemlere İlişkin Tüzük
Polis Vazife ve Selahiyet Nizamnamesinin Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Tüzük
Din Şûrası Tüzüğü
Konut Kapıcıları Tüzüğü
At Yarışları Tüzüğü'nde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tüzük
27.Aralık.2007 11:49:36
Çetin Altan
Hasan Cemal| Haberler | ||
|
![]() |
BALA'DA ARTÇI DEPREMLER SÜRÜYOR
|
|
|
Hasan Cemal
h.cemal@milliyet.com.tr
İnsanın kendini özgür hissetmesi!
Uzakdoğu'da, denizlerin ortasında küçük bir ada...Yirmisinde komünist olmuş.
Kırkında vazgeçmiş...
Günbatımı gerçekten muhteşem. Gökyüzü önce pembeleşiyor, sonra kızıla boyanıyor.
Etrafta ölü sessizliği.
Denizin üzerinden çok uzaklara uzanan renk çümbüşünü seyrederken umutla doluyor içim.
Tatil bazen çok güzel.
Alacakaranlık basarken, oturduğum kayalıkların dibinden takır tukur
sesler geliyor. Yengeçlerin karaya doğru yürüyüşü galiba. Yampiri
yampiri gidişleri biraz sinir...
Hülyalara dalıyorum.
Her şey o kadar büyüleyici ki, ister istemez insanlığın aptallıklarını değil, güzelliklerini düşünüyorum.
Daha ondokuzunda iki çocuğunu ve kocasını terkedip gitmiş Doris Lessing.
Ne uğruna?
Dünyayı değiştirmek için!
Komünist olmuş.
Anlatıyor:
"Bu çirkin dünyayı değiştirecektim, daha güzel, daha mükemmel
yapacaktım, ırkçılık nefretinin, haksızlıkların ve benzerlerinin
olmadığı bir dünyada yaşayacaklardı."(*)
Komünistliğe kayarken, İlya Ehrenburg'un Fırtına isimli romanından da
etkilendiğini yazıyor. Ama bir de notu var. Sonraki yıllarda,
1950'lerin İngiltere'sinde Ehrenburg'dan ve o 'büyük' Sovyet
romanlarından nasıl alayla bahsedilmeye başlandığını da belirtiyor.
Yine aklıma takıldı.
Batı'dan bize herşey gecikmeli gelir. Bunda da yirmi otuz yıllık bir
rötar! Ben, 1960'ların sonuna doğru etkilenmiştim İlya Ehrenburg'un
Fırtına'sından, Paris Düşerken isimli romanından ya da yazarını şimdi
unuttuğum o Çimento'dan...
"Cennet, dünyanın gündemindeydi ve çok yakındı" diye düşünüyor
1940'larda Doris Lessing, "Ve devrimden başka cennete giden yol yoktu.
Boş vaktimizde salaş bir kafede oturup güzel geleceklerden konuşurduk.
Kahramanlık hayalleri ve efsaneleriyle yaşıyorduk."
Ekliyor:
"Bir daha asla milli veya dini savaşlar olmayacağına inanıyorduk.
Milliyetçilik geçmişte kalmıştı. Din de öyle. Birbirimizi kutluyorduk."
Ben de bir zamanlar böyle inanmıştım.
Sonra da hayal kırıklığı...
Dünyanın, insanlığın, insanın öyle kolay değişmeyeceğini anladıktan
sonradır ki, o düş kırıklıklarımı 'Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım' adını
taşıyan siyasal özyaşamöykümde yazmaya çalışmıştım.
Bir hayli zorlandığımı biliyorum.
Doris Lessing için de kolay olmamış. Din haline gelmiş bazı inançlarından uzaklaşmanın acısını içinde hissetmiş:
"İnsanlar vardır, birdenbire tamamen tersine dönüverir, bütün komünist
fikirlerini (doğru kelime belki de 'duygularını' olmalı) bir gecede
atarlar.
Bunlar azınlıktır.
Çoğunluk, komünizmden, Partiden yavaşça uzaklaştı. En çok çekindiğim, 'hain','dönek' gibi yaftalardı.
Sorun şöyle ortaya konmalı:
İnsan eğer siyasi veya dini bir inanca kapıldığında, bireyselliğini
içsel bir boyun eğişle otoriteye terketmişse, duygusal (kasıtlı olarak
entelektüel demiyorum) bağımsızlığını kazanması ne kadar sürer? Benim
bu etkiden kurtulmam yıllar sürdü.
Birileri der ki:
Sovyetler Birliği Finlandiya'yı işgal edince ayrıldım... Hitler-Stalin
Paktı üzerine... Berlin'deki ayaklanmanın bastırılması üzerine...
Macaristan'ın işgalinde...
O sıralarda Kravçenko'nun I Chose Freedom (Özgürlüğü Seçtim) adlı
kitabı elden ele dolaşıyordu. Sorun, Kravçenko'nun anlattıklarının
bizim okuduklarımız ve duyduklarımızla taban tabana zıt olmasıydı.
Elbette sorunlar, zorluklar vardı Sovyetler Birliği'nde...
Fakat mutlak bir diktatörlük?..
Eğer okuduğum gerçekse, inandığım hiçbir şey doğru olamazdı, mümkün değildi. 1954'de artık komünist değildim."
Yirmisinde komünist.
Kırkında veda...
Doris Lessing bu süreçte iki noktaya işaret ediyor.
Bir:
İnsanın kendini gerçekten özgür hissetmeye başlaması...
İki:
İnsanın kendi şüphelerini tartışabilecek eleştirelliğe ulaşması...
Birincisi, yani insanın kendini özgür hissetmeye başlamasının ne denli
çetin bir iş olduğunu, ancak öylesi süreçlerden geçenler çok daha iyi
bilir.
Doris Lessing, kendisini gerçekten özgür hissetmesinin yirmi yılı
aldığını, ancak 1960'ların başında artık kendini suçlu hissetmediğini,
herşeyi silkeleyip atabildiğini belirtiyor.
Bunun gibi, kendi kuşkularına eleştirel bir gözle bakabilmesinin nasıl
güç bir deneyim olduğunu da içtenlikle itiraf ediyor Doris Lessing...
Eleştirel düşünce...
Özgür düşünce...
Ve de birey ya da beynini başkalarına, sloganlara teslim etmeyen insan...
Bunların hepsi demokrasi kültürünün, demokratik hayat tarzının
vazgeçilmez dayanaklarıdır. Bunlar olmadan demokrasi olmaz. Bunlar
olmadan, kandırmaca ve yalandan oluşan dünyalar vardır.
Bir başka deyişle:
Yalanda yaşarız!
Birçok bakımdan Türkiye'de bizim de yalanda yaşamaktan bir an önce kurtulmaya o kadar ihtiyacımız var ki...
Umberto Eco, son çıkan kitabında bakın ne diyor:
"Aydınlanmış entelektüel ahlakın vazgeçilemez koşulu, tüm inançları,
hatta bilimin mutlak gerçek dediklerini de eleştiriye tabi tutmaktan
geçer."(**)
Umberto Eco efendi;
Gel sen bunu bir de bizim 'aydınlanmacılar'a anlat; gerçeği kendi
tekellerinde sanan o 'laikçi' takıma anlat bakalım, anlatabiliyor
musun?..
Tatil düşüncelerine yarın da devam.
* Bu yıl 87 yaşında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Doris Lessing'in
özyaşamöyküsünün 1919- 1949 yıllarını anlatan birinci cildi; Tenimin
Altında; Dünya Kitapları; İngilizce'den çeviren, F.Nilgün Aras.
** Umberto Eco, Turning Back The Clock, Hot Wars and Media Populism; Harvill Secker 2007; s. 67.
Irak
Cumhurbaşkanı Celal Talabani PKK'nın dağdan inmeye ve silah bırakmaya
hazır olduğunu, hatta sürgünü bile kabul ettiklerini belirtti ve
kendisinin Türkiye ile PKK arasında arabulucu olmak için iki şartı
olduğunu söyledi.
SİLAHIMIZI NEREYE TESLİM EDELİM?
Talabani'ye PKK'nın "Eğer
eve dönüş için af çıkacaksa biz silahlarımızı bırakmaya hazırız. Hatta
silahlarımızı Amerikalılar'a ya da Irak ordusuna teslim ederiz. Yeter
ki onlar kabul etsin" dediğini aktardı.
PKK'nın herkesi kapsayacak bir af istediğini belirten Talabani, 'Ama bence bazıları haricinde örgüt üyelerinin önemli bir bölümünü kapsayacak bir af düzenlemesine razı olacaklardır' dedi.
İKİ ŞARTLA ARABULUCU OLURUM
İngiltere’de bir düşünce kuruluşu, politikacıların söylediklerinin gerçekte ne anlama geldiğine dair bir
sözlük hazırladı.
Daily
Mail gazetesinin internet sitesindeki habere göre, Siyasi Araştırmalar
Merkezinin hazırladığı sözlükte 100’ün üzerinde kelime ve deyimin yanı
sıra tercümeler bulunuyor.
Sözlük halkın, bakanlar ve
milletvekillerinin kullandıkları kafa karıştırıcı dilin şifresini
çözmesine yardımcı olmayı amaçlıyor.
Sözlüğe göre politikacıların dilindeki "salahiyet" kelimesi "vatandaşların hükümetin isteğini yerine getirmelerini garanti etmek"
Politikacıların dillerinden düşürmedikleri "ivedi" sözüyse lugata göre
"parlamentonun yeni yasaların etkileri üzerinde düşünmesine yeterince
zaman tanımamak"
manasını taşıyor.
Sözlükte, "kılavuzluk" sözününse "hükümet müdahalesi" olarak yorumlanabileceği belirtiliyor.
Sözlüğün
ön sözünde, "Bildik sözcükler çoğu zaman esas anlamlarından
arındırılıyor. Başka bazı kelimeler de tam zıttı anlama geliyor.
Dilin bu tahrifatı tüm siyasi partileri etkilemiştir ve kamu hizmetlerinde bir salgın haline gelmiştir.
Medyada da hızla yayılmaktadır"
deniliyor.