Türkiye ürkütücü bir nükleer maceranın eşiğinde mi? Ocak 11
|
11/01/2008 (1157 kişi okudu)
ERHAN KULA
Yıl 1977. İngiltere Leicester Üniversitesi'nde doktora öğrencisiyim. Oxford Üniversitesi'nden davet üzerine profesör Paul Henderson bulunduğum fakültede tüm akademisyenlere ve öğrencilere bir konuşma yapmak üzere geldi. Konuşmanın konusu İki Büyük İngiliz Hatası (*). Konferans salonu bilhassa İngilizlerin pek fazla hataya mustarip olmadığına inananlar ile dolu.Profesör kürsüde konuşmak için ayağa kalktı ve salonda çıt yok. Önce bu iki büyük hatanın ne olduğunu söyledi ve sonra da konunun izahına geçti. Hatalardan birincisi, Fransızlar ile ortak yapılan sesten hızlı Concorde süper-jet yolcu uçağı ve ikincisi de nükleer santraller . Henderson bunların herhangi bir ekonomik değeri olmadığını ve büyük paralar harcandıktan sonra her iki maceranın da hüsran ile son bulacağını izah etti.
Sonra hepimize bir soru sordu: "Öyleyse İngiliz hükümeti bu işlere neden girdi? Bir iki dakika düşünün, sonra ben size bu sorunun cevabını vereceğim" dedi. İki dakika geçti ve salonda çıt yok; herkes cevabı merakla bekliyor. Henderson herkesi şaşırtan bir cevap verdi: "Gösteriş. İngiliz hükümeti ve onlara destek veren güçlü çıkar çevreleri bu sözüm ona iki muhteşem teknoloji harikasını hayata geçirelim ve dünyaya İngilizlerin ne gibi bir millet olduğunu gösterelim. Bu karar bu kadar basit alındı."
'İngiliz dinozor'
Hafızalardaki vakalar
Birçok dinleyici gibi ben de neredeyse küçük dilimi yuttum.
Konuşmanın sonunda hayli uzun soru-cevap süresine geçildi ve neticede
ev sahipleri Profesör Henderson'a teşekkür ederek oturumu kapattı.
Tabii ki konu Henderson gittikten sonra dinleyiciler arasında uzun uzun
tartışıldı. Hocalarımızın büyük bir çoğunluğu bilhassa benim de içinde
olduğum yabancı talebeler grubuna şunu açıkladı. "İşte teknoloji
düşmanı bir İngiliz dinozorunu dinlediniz. Bunlara Ladite denir ve 100
yıl kadar önce tekstil makinelerine demir çubuklar ile saldırıyorlardı.
Eğer bu gibi insanlar hep karar merciinde olsaydı insanlık hâlâ
mağaralarda yaşıyor olacaktı." Fakat hiçbiri bu kararın böyle
alınmadığı konusunu iddia etmedi.
Aradan yıllar geçti ve zaman Profesör Henderson'u haklı çıkardı.
Super-jet Concorde uçağı milyarlarca sterlin kamu parasının israfından
sonra müzeye kaldırıldı. Muazzam sübvansiyonları yutan ilk kuşak
İngiliz nükleer santrallar bugünlerde kapanma safhasında. Hükümet
bunların yerine neler konacağına dair henüz kesin bir karar veremedi.
Amerika Birleşik Devletleri'nde, Almanya'da, İsveç'te artık
mükleer santrallar inşa edilmiyor. Birçok Batı ülkesi artık bu işi
bıraktı. Peki Türkiye niçin bu işi başlatmak için 9 Kasım 2007
tarihinde BM'den alelacele bir kanun çıkarttı? Gösteriş için mi? Eğer
öyle ise bu kime ve nasıl bir gösteriş? Dünyanın en fakirlerinden olan
Hindistan ve Pakistan dahi "elektrik üreten veya üretebilen" nükleer
ünitelere sahip.
Nükleer enerjiyi kapatan Batı'nın demokratik ülkeleri bilhassa şu gerçekler üzerinde odaklaşmaktadır:
Bugün İngiltere'de orta büyüklükteki Coventry şehri gibi (nüfus
takriben 400 bin) bir yerleşim biriminin enerji ihtiyacını karşılıyacak
tazyikli su teknolojisine dayanan nükleer bir santral kurmak 7-10
milyar dolara mal olacaktır. Türkiye'de kurulacak bir nükleer santral
veya santrallar halihazırda pahalı enerji kullanan üreticimizi ve
tüketicilerimizi daha da mağdur edecektir. Bu santralların miyadı
dolduğunda söküm ve bölgenin temizleme işlemleri 30-40 yıl alacak ve bu
işin maliyeti belki kuruluş maliyetine denk düşecektir. Yani bir
santral 4-5 yıl içerisinde inşa edilecek, 30-35 yıl faaliyet gösterecek
ve 30-40 yılda da sökülerek temizlik işleri sonuçlanacak. Toplam
maliyet (işletme maliyetinin dışında) 14-20 milyar dolar. Sinop'ta
kurulması düşünülen santral herhalde bu gibi rakamlara ulaşacaktır ve
sadece yurdun yüzde 3-4 ihtiyacına cevap verecektir. Durum birazda
keçiboynuzu yemeye benziyor; bir dirhem bal için bir çeki odun
çiğnemek.
Nükleer enerji son derece risklidir. İşletme, nüjkleer yakıtın
nakli, reaktörlerin sökülmesi ve artıkların giderilmesi büyük riskler
taşımaktadır.
Bir de buna gittikce tırmanan terör tehlikesini ilave etmek
gerekir. Çernobil ve Three Mile Island'da olan kazalar hâlâ
hafızalarımızda yaşıyor. Bugün Çernobil ve çevresinde nükleer kaza ile
ilgili kanser ve genetik deformasyon vakalarının çeyrek milyona
ulaştığı iddia ediliyor.
Nükleer enerjinin en büyük sorunu artıkların giderilmesidir ki
henüz insanlık bu soruna tatmin edici bir cevap bulamamıştır. Bu
artıklardan bazıları on binlerce ve hatta milyonlarca yıl aktif kalarak
insan sağlığını tehdit edecek durumdadır. Bu riskler en büyük ölçüde
ileriki kuşaklarımıza yüklenecektir.
Türkiye'de nükleer enerjiye giriş kararı toplum tarafından
yeterince tartışılamamıştır. Başka ülkeler büyük hatalar işlemişse
bizim onları taklit etmek gibi bir mecburiyetimiz yoktur. Bu konuyu ok
yaydan çıkmadan tartışmaya açmak bir yurttaşlık ve hatta insanlık
borcudur.
(*) Profesör Henderson'un bilimsel makalesi şuradadır. 'Two British Errors', Oxford Economic Papers, July 1977.
Erhan Kula: Erhun Kula Bahçeşehir Üniversitesinde iktisat
profesörü; bilhassa çevre konuları ile ilgilenmektedir. Nükleer
enerjinin yarattığı ve yaratabileceği problemler üzerinde İngiltere,
ABD ve İsveç'te uzun yıllar araştırma yapmış olup bu konularda
İngiltere ve ABD'de yayınlanmış çok sayıda kitap ve makalesi mevcuttur.


